“Eskiler Alıyorum”
|
Eskiler alıyorum Şiir yazıyorum Bir de rakı şişesinde balık olsam! Of hay Hak! Her hâli lâtif, elfâzı düzgün, etvârı zarîf, eşrardan uzak bir yâr-i gam-güsâr olsa, oldukça Türkçe ve Lâtince anlasa, biraz şiir, biraz cebir ve biraz da tarih bilse, o söylese ben dinlesem, ben söylesem siz dinleseniz!.. Diyelim evveliyle ve ahîriyle işimizi Mevlâm rasgetire!... Yâr bana bir eğlence meded!... Bu perde seyrinde görünür zâhirde edâsı Çokdur ahbâb ü yârana temâşâda sefâsı Efendim, vakt-i şerîfler hayırlar olsun! Yaygara koparan atı katırı arılar soksun! Orhan Veli, modern Türk şiirinin önünü açan şairlerden biriydi. O ve arkadaşları (Oktay Rifat, Melih Cevdet) yeniyi ararken eskiyi hep akılda tuttular. Karşı çıkıyor olsalar da, kendilerini önceki dönemin şiirine göre konumlandırdılar. Bu şairler yazdıkları şiirle şiirimizi yeni ile eskinin düşmanı olan bayağının sınırına kadar çektiler. “Bir de rakı şişesinde balık olsam!” mısraı bu sınırda yer almaktadır. Bu mısra, yüksek beğeni ile kötü beğeninin bir aradalığına işaret eder. “Fasıl”da bu kez “Yeninin İmkânsızlığı” diyerek modern Türk şiirine alan açan öncü şiirin doğasındaki çelişik özü tartışmaya açtık. Elbette, günümüz şiirini konuşmaktı gayemiz. Osman Özbahçe, “Bizzat Türk Şiiri” diyerek, yeninin adresini ve şiirimizdeki tarihsel seyri içinde yenilik düşüncesini değerlendirdi. Ercan Yıldırım, yenilik düşüncesinin toplumsal ve kültürel hayattaki yansımaları üzerinde durdu. Serkan Işın ise eski ve yeni kavramlarının üstünkörü bir şekilde tanımlanıyor olmasını eleştirdi. Yenilik düşüncesinin idelojik ve poetik yönüne dikkat çeken Yücel Kayıran ise, 1980’lerden itibaren şairlerin poetik vurgularının diğer meselelerin önüne geçtiğini söyledi. Ali Günvar, Murat Menteş, Cafer Turaç, Güven Turan, Ahmethan Yılmaz ve Necmi Zekâ “Yeninin İmkânsızlığı” bağlamında sorduğumuz sorulara verdikleri cevaplarla dosyamıza katıldılar. İsmet Özel’le yaptığımız söyleşinin ikinci bölümü “Muhavere”de, Serkan Işın’ın Helen White ile yaptığı söyleşi ise “Ara Fasıl”da yer alıyor. Temaşa bölümü, Bülent Ata’nın “O Şerbetten Bile Güzel” adlı kısa hikâyesiyle açılıyor. Hemen ardından Abdullah Harmancı’nın “Ötegeçe” ve Samed Karagöz’ün ilk hikâyesi “Kâzım Beyin Ölümü” geliyor. Ali Görkem Userin ve Evren Kuçlu, Serkan Işın’ın Tüğün’ü, Ercan Yıldırım ise Osman Özbahçe’nin Sağlam Şiir’i üzerine yazdı. Günümüz şiirini ve şiir eleştirisini takibe alan Karagöz, bu tür yazıları sürdürmeyi üzerine bir borç biliyor. Bu sayımızda, içeriğin yoğunluğu nedeniyle “Sonraki Fasıllar” ve “Katılım Koşulları” başlıklı bölümleri yayımlamıyoruz. Karagöz’ün getirdiği yeniliklerden birisi de ilk sayısından itibaren gelecek 1 yılın programını ilan etmesi ve buna bağlı kalmasıdır. Bu çerçevede 8. sayımızın ana konusu “Türklük ve Şiir”dir. Dosya editörümüz ise, Ercan Yıldırım’dır. Bizden bu kadar… Şikeste beste ma’zûr! Her ne kadar sürç-i lisân ettikse aff ola! Hacıcavcav, bir sonraki sayıya yakalarsam seni, vay vay vay... |
