Genç Şair, İki Gözüm!

Beri gel genci sana buldurayın
Sana buldurmayanı bildireyin (…)
Kolay tertib ile kim bula genci
Çün öyle varamazsın ko sağıncı

Of hay Hak!

Her hâli latîf, etvârı zarîf bir yâr-i vefâkâr olsa, oldukça Türkçe, Arabî ve Latince bilse, biraz fenn-i musikî, biraz biyoloji, biraz sinema, biraz astronomi ve birazcık da şiirden anlasa, o söylese ben dinlesem, ben söylesem siz dinleseniz, huzzâr-ı kirâmen kariîn safâ-yâb olsa!... Diyelim bu ilk sayıyla da işimizi Mevlâm rasgetire!... Yâr bana bir eğlence! Yâr bana bir eğlence!...

Hayme-i zıllım kurup fennimde geçtim çok hayâl
Ehl-i dil anlar hayâlim gayriler bilmek muhal

Sene-i şerifleriniz hayrolsun!
Ölmüş kargalar alçakların mezarına konsun!

“[Jacques] Hébert,” der Roland Barthes, “Le Père Duchêne’in hiçbir sayısına birkaç ‘hastir’, sokuşturmadan başlamazdı.” Şu Père Duchêne gibi bizim Karagöz de birazcık ağzı bozuk bir karakterdir. Öte yandan her ikisi de halkın diliyle konuşur. Açıkçası bu karakterler kendi çağlarının duyarlığını yansıtmakta benzersizdirler. Biz de bu ilk sayımızı, Le Père Duchêne gibi birazcık kaba bir ifadeyle açtık: Genç Şair, Geber!
Eh, Karagöz bu devirde yaşasaydı, belki bizim kadar iyimser olmazdı. O kuşkusuz, günümüz şiiri için pek daha incelikli lâflar ederdi. Biz biraz kabalık ederek, onun yerine konuşmuş olduk. O bugün yaşasaydı nasıl söylerdi, buna kafa yorduk birazcık. Hatırı kalmasın diye de onun ismini dergimize verdik. Umarım ödeşmişizdir.

Aslına bakarsanız, Karagözümüzün hakkını ödemek hususunda biraz aceleci davranmış sayılabiliriz. Zira Karagöz, yalnız bir gölge oyunu karakteri olarak değil, bir edebi tür olarak da bizim dergimizi biçim ve içerik açısından etkiledi. Dergimizin bölümlerini bile Karagöz’den aldık. Böylece, bir bakıma bu sunuş yazısı dahi onun gölgesinde kalmış oldu. Ancak yine de ben, çalmaktan çok daha fazlasını günümüz edebiyatına getirdiğimize inanıyorum. Üstelik bizim bu dergiyi çıkarmaktaki ilk amacımız günümüz edebiyatını konuşmak, bugünün birikimini bu sayfalara taşımaktır. O yüzden “genç” kelimesine vurgu yaparak bir şekilde şiirimize dirilik katan bir özü başköşede ağırlamak istedik. Şiirimizi yenileyen, ona yeni alanlar açan, atılım yaptıran her ne varsa selâmlıyoruz. Öte yandan, bu özün, Yunus Emre’nin bize hatırlattığı üzere, kolay kolay kendini ele vermediğinin de farkındayız.

Bizim gördüğümüz, edebiyat kamusunun genel olarak, “genç şair”, “gençlik”, “yenilik” gibi kavramları çarpıttığıdır. İşte bir bakıma KARAGÖZ, günümüz şiiri dolayındaki meselelerin bu tür genel geçer yaklaşımlarla ele alınışına bir tepki olarak da okunabilir. Ama aslına bakarsanız bizim en son düşündüğümüz şeydir, tepki. Bu yüzden, başkasına göre konumumuzu belirlemediğimizi peşinen söylemek isterim. Bizim konumumuzu belirleyen esas unsur, mevcut şiirdir.

Bu sayıyı Oğuz Karakaş ve Evren Kuçlu’nun şiirleriyle açıyoruz. Her ikisi de “genç şair” olmaktan öte, birer şair olarak anılmayı hak ediyor. Gençlik sadece yaşlarından dolayı değil, şiirlerinden de parlıyor. Serkan Işın, Ahmet Murat ve Osman Özbahçe de kendi şiir kaliteleriyle birlikte bu sayıya katılıyorlar. Onlar da yaşı genç şairler kadar şiirde genç. Öyle ya şiirde ve şiirden gayrı esaslı bir iddiamızın olmadığını kim söyleyebilir?

Şiirlerden sonra asıl faslımız başlıyor. “Genç Şair, Geber!” başlıklı dosyamızın editörü Serkan Işın. Onun sunuş yazısının ardından “gençlik” kavramını teorik açıdan ele alan “Mükemmel Acemilik” yazısı ile bu kavramın tarihsel arka plânını sunan “Soylu Genç Şiire İlham Verenler” yazısı yer alıyor. Muhavere bölümü, yaşça genç saydığımız, henüz ilk kitabını çıkarmış olan ya da çıkarmaya hazırlanan şairlere sorduğumuz sorulardan ve onların cevaplarından oluşuyor. Ara faslı ise Osman Özbahçe geçiyor. Özbahçe, “Yeniliğin Şartı” başlıklı yazısında günümüz dergilerinde şiirleri yayımlanan 30 civarında şairin şiirlerini değerlendiriyor.
Temaşa ise, belki de dergimizin en sıcak ve en hayat dolu metinlerini ağırlıyor. Bu bölüm, gazete ve dergi yazılarından tanıdığımız Murat Zelan’ın ilk hikâyesi, “Aydan Gelen Maymun” ile başlıyor ve Emine Erdoğan’ın “Gölgeler Nerden Gelir?” isimli kısa oyunuyla devam ediyor. İbrahim Tenekeci, “Çileğe Çıkmak” isimli gezi yazısıyla, Hasan Akay “Ebrû Çarpması!” başlıklı denemesiyle aramıza katılıyor. “Ebru Çarpması!”, son dönemde sıkça kendinden söz ettiren ve şiirimiz için bir imkân olma özelliği taşıyan “görsel şiir” anlayışıyla ebru sanatı arasında bağ kuruyor. “Kapıları Açmak” başlıklı yazısı ile Ali Görkem Userin, usta hikâyeci Mustafa Kutlu’nun son kitabını okuyucuya tanıtıyor. Evren Kuçlu, Vural Kaya’nın ilk şiir kitabı, Renga’yı değerlendiriyor.

Kıraathane ise bizim okuma köşemiz: Samed Karagöz ve Ercan Yıldırım, bize son dönemde çıkan bazı kitapları tanıtıyorlar. Sonraki Fasıllarda ise, sonraki sayıları kısaca sizlere tanıtıyoruz.

Eh bizden bu kadar…

Her ne kadar sürç-i lisân ettikse affola!
Ey Hacıcavcav, bir sonraki sayıda yakan elime geçerse vay hâline!...

KARAGÖZ