İkinci Yeni Üzerine Yeni Şeyler
İkinci Yeni Üzerine Yeni Şeyler Söylemek İkinci Yeni, şiirimizin seviyesini yükselterek kendisinden sonra gelecek kuşak ve oluşumları da belirleyecek bir performans sergilemiştir. Birinci ve ikinci dünya savaşları neticesinde Batı modernleşmesinin iddiaları buharlaşmış ve bu buharlaşmanın modern bireyin anlam dünyasını yaralaması, karşımıza yeni bir sosyolojik olgu olarak çıkmıştır. İkinci Yeni bu olguyu tanımlayarak bir anlamda bağını dünya şiirinin mevcut konumu ile de irtibatlandırmış ve dolayısı ile koşusunu uzun soluklu bir menzile yaslamıştır. İkinci Yeninin sıkça kullandığı kelime deformasyonları, yeni kelime üretim çabaları, mısranın düzenini bozup kırmaları, yerleşik ses algısının dışına taşıp yeni ses aralıklarına ulaşmaya kapı aralayan deneysel çıkışları, anlamda içe kapanma, yoğun imgesellik, anlamın parçalanması ve katmanlara ayrılması gibi birçok unsurunu ayrıca modernitenin “büyük kapatması”na karşı simgesel bir karşı koyuş biçiminde algılamak mümkün. Hatta Ece Ayhan’ın, Hüseyin Cöntürk’ün işareti ile Arnold Schoenberg’in atonal (ton dışı) müziğine şiirini yaklaştırmasının da simgesel bir anlamı vardı. Modernizmin iddialarının yok olduğu bir zaman aralığında onun ürettiği bilgiye de karşı çıkmak gerektiği düşüncesinden hareketle yeni ve özgür bir ses üretiminin izini süren ve Batı’ya ait ton müziğini deformasyona uğratan Arnold Schoenberg’in müzikte yaptığını şiire taşıyan Ece Ayhan’ın, aslında çağının dilini kavrama hususunda ne kadar önemli bir poetik performansa sahip olduğunu görüyoruz. Dolayısı ile İkinci Yeni şiirine bu tür geniş açılardan baktığımızda farklı ve oylumlu okumalar yapabilmek mümkün. Genç eleştirmen Yakup Altıyaprak, birkaç yıldır dergilerde yayımladığı İkinci Yeni yazıları ile dikkat çekiyordu. Altıyaprak’ın dergilerde okuduğumuz bu metinleri Ebabil Yayınları’ndan İkinci Yeni ve Türk Şiirinde Modernizm adı ile kitaplaştı. İkinci Yeninin modernizm kavramı ile anılması yazarın meseleyi can alıcı noktasından yakaladığını gösteriyor. Modernleşme hâlinin birey üzerindeki yıkıcı etkisini çözümleyen, gösteren bir zeminden seslenmektedir çünkü İkinci Yeni. Ancak Altıyaprak’ın kitabında da dile getirdiği gibi, bu hâlden çıkış yolu hususunda müstakil ve hatta yerli bir proje öner(e)meyen bir şiirdir İkinci Yeni. Bu noktada ise karşımıza Sezai Karakoç çıkıyor. Yazarın Karakoç’u “İkinci Yeni İçinde Bir Yalnız” başlığı altında incelemesi dikkate değerdir. Sezai Karakoç gerek din ile kurduğu olumlu ilişkinin bir sonucu olarak şiirinin mistik derinliğe açılması ve gerekse Batı modernleşmesi karşısında İslâm’ı önermesi ve bunu “diriliş” düşüncesi etrafında bütünlemesiyle diğer İkinci Yeni şairlerinden birçok özelliğiyle ayrılır. Ayrı olmanın gerekçelerini Altıyaprak kitabında tatmin edici açıklamalar ile dile getirmiştir. Bu düşünceyi desteklemek ve farklı zihnî işleyişlere kapı aralamak açısından Osman Özbahçe’nin Kökler dergisinin “İkinci Yeni Dosyası”nda not düştüğü şu hatırlatmayı yinelemekte fayda görüyorum: “Sezai Karakoç’un akıma mensubiyetini imkânsızlaştıran birçok husus vardır. Bunlardan en temelde yatanı, akımın ideolojisidir. Bu ideolojinin merkezinde, akımın, maneviyatından boşaltılmış (değer’siz) bir insanı ve hayatı yüceltmeyi esas alması vardır. |
