|
Enes Özel
“İdeolojiler müşterek bir aldanış olmaksızın ayakta duramazlar, düşünce ise müşterek bir aydınlanmayı gözetir.” (İsmet Özel)
“Bir şey dünyadaki en açık şey gibi görüldüğünde, bu demektir ki onu anlamak için yapılacak bütün girişimlerden vazgeçilmiştir.” (Bertold Brecht)
Makyaj Hatası, 1980 doğumlu Yavuz Altınışık’ın ilk şiir kitabı. Kitaptaki şiirlerin toplamına baktığımızda çok kesin bir şekilde söyleyebiliriz ki, karşımızda anti-konformist bir şair var. Kitabın ismini nirengi noktamız olarak alırsak, kitaptaki şiirler üzerinden bu yargımızı kolaylıkla açabiliriz.
Makyaj hatası ifadesi bir tür kısa devre durumuna işaret ediyor aslında. Suret ve hakikat arasındaki yarığın istemsizce teşhir edilmesi, suretin hakikati gizleme yeteneğini kaybetmesi ve aslında suret olduğu fark edilmediği sürece hakikat olarak algılanmaya devam eden şeyin, kendi “yalan”lığını ortaya sermesi, bu hatanın da “yanlış bilinç”i doğruya sevk etmesi durumuna.
Aslında makyaj, hakikatin tamamıyla kapatılmasına değil, hakikatin yanlış bir şekilde algılanmasına hizmet eder. Sonuçta söz konusu olan şey bir maske değildir. Burada Zizek’in ideoloji tanımı işimize yarayabilir: “İdeolojik bir toplumsal varlığın ‘yanlış bilinci’ değil, ‘yanlış bilinç’ten destek aldığı sürece bu varlığın kendisidir.” Burada yanlış bilinç ideoloji açısından kurucu bir öneme sahiptir, müşterek bir aldanışa sebebiyet veren şey de budur. Yani bu bir tür makyajdır. Hakikati yanlış algılamamıza ve bu algı bozukluğu nedeniyle de yanlışta ısrar etmemize sebebiyet veren bu “yanlış bilinç” kendini gizlediği ve farkına varılmadığı süre boyunca işleyebilir. İşte makyajın kendi varlığını ifşa ettiği hata ânı bu nedenle kritik bir öneme sahiptir. Bu hata bize hakikat için bir dolayım sağlar. Makyajla bütünleşmiş bakışın kendi kendine yabancılaşmasına yol açarak ideolojik bakışın ötesine geçme imkânı yaratır.
Peki, yukarda kitabın isminden yola çıkarak bahsettiğimiz bütün bu şeyler kitaptaki şiirler için ne ifade ediyor. İlk başta anti-konformizm gibi bir tanımlama kullanmıştık, şimdi bu tanımlamanın çevresine başka birtakım kavramlar da ekleyelim. Yabancılaşma, Yavuz Altınışık şiirinde başat bir yere sahip, onunki bir uyum şiiri değil, uyumsuzluk şiiri. Örneğin “Sıfat Damlaması” şiirindeki şu mısra: “benim mi yani bildim bileli bana ait olan ne.” Kısa devre işte tam da bu soruda somutlanıyor. İdeolojik aygıtların bireyin içinden doğru işlediği düşünülürse bu soruyla birlikte aidiyet bağını koparıyor şair. Burada söz konusu olan kendine yabancılaşma değil, tam tersi kendinin farkına varma, insanın üzerine kendine yabancılaşmasına sebebiyet verecek şekilde giydirilmiş kimliklerden soyunma; çünkü birkaç mısra sonra da “bildim bileli bana ait olan / soylu uğraşları kentlimizin beklesin” diyor şair ve böylece üzerine giydirilmiş kimliklerden soyunarak kendine ait olanın keşfine çıkıyor. İşte bu da kritik bir öneme sahip olan başka bir nokta; çünkü burada yabancılaşma bir tür yabanlaşmaya doğru evrilmekte.
Sanatta modernizmin ortaya çıkışına ve gelişimine bakarsak teker teker sanatçılarda ve hatta avangart akımların sanat görüşlerinde benzer bir seyirle, yabancılıktan yabanlığa evrilmeyle karşılaşabiliriz aslında. Kendi toplumsal rollerine ve ait oldukları sınıfa yabancılaşan sanatçılar egemen ideolojinin “ilkel” olarak adlandırdığı kültürlerin sanatını keşfe çıkmışlar, “deli”nin veya “çocuk”un yabanlığını örnek almışlardır. Türk şiirinde de buna benzer bir damar bulabiliriz sanırım, Turgut Uyar (özellikle Tütünler Islak kitabı), İsmet Özel’in ilk dönemi, Ayhan Kurt (ve 1990 kuşağı şairlerinden bazılarının ilk kitapları) kabaca çizdiğimiz bu hat üzerine yerleştirilebilir. İşte Yavuz Altınışık da bu zincire özgün bir halka olarak eklenmektedir.
Böyle bir tavır ister istemez egemen ideolojinin tanımlarını ve ön kabullerini ters yüz etmekle meşgul olur. Bu açıdan da Bodleryen bir şiiri var Yavuz Altınışık’ın.
|