Sanata Suçlu Bir Dokunuş Var

Elif Şandan

Yılda 6 milyar doların döndüğü uluslar arası ticaret dalı sizce hangisidir? Aklınızdan böyle bir sorunun cevabı olabilecek pek çok iş alanı geçiyordur; ama sorunun cevabının “sanat hırsızlığı” olabileceği kimselerin aklına gelmez.

Bilinen en eski mesleklerden olan hırsızlığın da kendi içinde en çok kazanç getiren alanı, sanat hırsızlığı yıllık değeri düşünüldüğünde, uyuşturucu ve silâh ticaretinden sonra dünyanın üçüncü en büyük yasadışı ticareti. Yıllar içerisinde devam etmesinin başlıca sebebi ise, mücevher ve parayla ilgili soygunlara nazaran, bu eserlerin milyonlarca dolar etmeleri ve bununla beraber de rahatlıkla taşınabiliyor olmaları.

Genellikle yeniden satış ve fidye amaçlı yapılan sanat hırsızlıklarının arkasında bazen özel koleksiyoncular yer aldığı gibi, bazen de hırsızlıklar yeraltı bankacılık sistemindeki suçlular arasında, uyuşturucu ve silâh ticaretine teminat oluşturması ya da bu maddelerle takas edilebilmesi amacıyla gerçekleştiriliyor. Ve böylece temelde bu iki grubun peşinde oldukları ünlü tablolar ve sanat eserleri asıl hedef hâline geliyor. İşte dünya tarihinde ünlü ve sansasyonel sanat hırsızlıklarına örnekler.

Mona Lisa

21 Ağustos 1911’de Louvre’da çalışan Vincenzo Perugia bu ünlü tabloyu çalmış. Fransa’dan nefret eden ve İtalya’ya büyük özlem duyan Perugia, Louvre Müzesi’ndeki İtalyan başyapıtlarının Napolyon tarafından kaçırılıp Fransa’ya getirildiğini düşündüğünden, bu konuda oldukça üzgünmüş.

Fransa’dan ilk kaçırmayı düşündüğü tablo neden Mona Lisa’ydı, o bilinmiyor. Tabloyu, çaldıktan iki yıl sonra, Floransa’daki Uffizi Gallery’e satmaya çalışırken yakalanan Perugia, hapiste kaldığı kısa dönem boyunca (bazı kaynaklarda 8 ay olarak görünüyor), İtalya’da vatanseverliği sebebiyle kahraman gibi görülmüş ve hapisteyken halkın sevgi mektuplarını ve hediyeleri almış.

Sao Paulo Sanat Müzesi

20 Aralık 2007 tarihinde müzeye giren üç hırsız, üç dakika gibi kısa bir sürede 56 milyon dolar değerinde, müzedeki en kıymetli eserleri çalmışlar; 50 milyon dolar değerindeki Pablo Picasso’ya ait “Portrait de Suzanne Bloch (1904) ve Candido Portinari’nin 6 milyon dolar değerindeki “O Lavrador De Café (1939) adlı eserleri. Ocak 2008’de hırsızlar yakalanmışlar ve her iki sanat eseri de 100 polis eşliğinde müzeye iade edilmiş.

Sanat Koleksiyoncusu

Sanat hırsızlığında tek motivasyon sebebi para değil. Buna en iyi örneklerden birisi de sanat koleksiyoncusu Stephane Breitwieser. Avrupa’yı garsonluk yaparak gezen Breitwieser, gittiği ülkelerdeki müzelerden tabloları ve tarihî eserleri çalmayı uğraş hâline getirerek, bu şekilde 1,4 milyar dolar değerinde 238 eserlik kişisel bir koleksiyonu bir araya getirmiş. 2001 yılında İsviçre’den bir borazan çalarken yakalanan Breitwieser, her şeyi itiraf etmiş ve tutuklanmış. Ancak aralarında Brueghel, Watteau, Francois Boucher ve Corneille de Lyon‘un da başyapıtlarının yer aldığı 60 eser, polise göre oğlunu korumak amacıyla, Breitweiser’in annesi tarafından ortadan kaldırılmış. Ve Stephane Breitwieser 2006 yılında otobiyografisini yazmış.

The Duchess of Devonshire

1878’de banka soygunculuğu ve evrak sahteciliğinde kabarık bir suç geçmişi olan Adam Worth, hapiste olan kardeşinin kefaletini ödeyebilmek için Thomas Gainsborough’un “Duchess of Devonshire” tablosunu, sanat eseri tüccarları, Agnew & Agnew’dan çalmış. Ancak kardeşi kendiliğinden tahliye olunca, 1901 yılında fidye karşılığında tabloyu satmış. Şöyle de ilginç bir gerçek var ki Worth, Sir Arthur Conan Doyle’un romanlarındaki Sherlock Holmes’un ezeli düşmanı, Dr Moriarty’e de ilham kaynağı olmuş.

Jacob De Gheyn III

Rembrandt’ın başyapıtı, “Jacob De Gheyn III” tek parçalık sanat eserleri hırsızlıkları arasında, “en çok çalınan sanat eseri” olarak rekorunu korumakta. 1981 yılında İngiltere’nin Dulwich Resim Galerisi’nden kaybolan tablo, aylar sonra bulunmuş.