Yeniliğin Şartı
Osman Özbahçe Modern şiirimiz genç bir şiirdir. Gençliği Türkiye bağından gelmektedir. Ben gençlik meselesiyle olgunlaşmanın, eserini bütünlüğe kavuşturmanın zıddını kastetmiyorum. Günümüz şiir ortamında gençlik bahsi açıldığında, hele bir de genç şair denildiğinde, anlaşılan yegâne husus; teknik donanım yetersizliği çerçevesinde tolerans olmasına rağmen, efendimiz acemilik de dahil olmak üzere, hiçbir türden acemilik kastım değildir. Şiiri tazeleyen yeni-genç akımlar, çağında veya bugünde olmak şeklinde özetlenebilecek gündelik dilin ve hayatın damarlarında dolaşmak da değildir kastım, modernizmdeki son durum da. Benim kastım bakış açısıdır. Hareket noktasıdır. Oyunun çanak çömlek patladı yapan kritik noktası, meselenin dönüp dolaşıp geldiği yerdir. Burası şiiri tazeleyecek, yenileşmeyi sağlayacak yegâne şartın devreye girdiği yerdir. Bu şart Türkiye bağıdır. Kaderini milletinin kaderinde aramak, kendini milletinin anlam dünyasından doğurmak, şiirdeki her türden atılım için milletinin varoluş şartlarını dayanak yapmak, şairin milleti nezdindeki temsil kabiliyeti gibi, şiirde dikiş tutturmak, bir yapı kurmak cehdindeki her şair için hayati önem taşıyan meseleleri, bir adım öteye taşıyarak Türkiye bağı şeklinde tanımlamak bence en doğrusudur. Genç şiir dingin bir ruhun, sakin bir dünyanın şiiri değildir. Varlığına dayanak temin eden unsurlara güven tam değildir. Böyle bir durum toplum düzeninde hangi bunalımlara, krizlere, savaşlara yol açmışsa şiirde de o bunalımlara, o krizlere yol açar. Bu itibarla şiirdeki gençlik meselesi, sadece teknikler meselesi değildir; ülkemizin ve insanımızın istikametiyle, kararı veya kararsızlığıyla doğrudan bağlantılıdır. Hem insan için, hem millet için şiirdeki gençlik meselesi bir yerde bir yerinden yurdundan edilmişlik meselesidir, en azından Türkiye için durum budur. Hem insan için, hem millet için varlığına dayanak temin eden unsurlar bağlamında bir ölüm kalım mücadelesidir. Buradaki mücadele, yaşlanmayı imkânsız kılan karakteriyle, kazanılmadıkça, şiirimizdeki gençlik meselesi bitmeyecek bir meseledir. İsmet Özel’in yaşlılık döneminde yazdığı genç şiirleri teknik başarıyla mı izah edeceğiz, yitmeyen özle mi? Oysa Turgut Uyar’ın yaşlılık dönemi şiirleri gerçekten de yaşlılık dönemi şiirleridir. Sezai Karakoç’un yetmiş yaşından sonra parti kurmasını, tecrübelerini genç nesle aktarmak çerçevesinde mi algılayacağız? İsmet Özel’in altmışından sonra kurduğu İstiklâl Marşı Derneğinin rozetini ceketinin yakasından, ceketi yoksa gömleğinin yakasından eksik etmeyişindeki heyecanı, tevarüs edilmiş kararlılığı neyle izah edeceğiz? Bizim şiir, şairi yaşlanınca oyundan düşer bir şiir değildir. Özellikle Balkan savaşlarından itibaren milletimizin verdiği ölüm kalım mücadelesinden dolayı, yaşlanmaya fırsat bulamamış bir şiirdir. Osmanlı devletinin heybeti, gücünün doruk noktaları, zamanında, şiirimize nasıl yansımışsa, Balkan savaşlarından, Birinci Dünya Savaşı’ndan, İstiklâl Harbi ve İstiklâl Marşı’ndan, Türkiye’nin kuruluş ve varlık şartından itibaren yaşadığımız her şey, mücadele ve tavır olarak şiirimize öyle yansımaktadır. Kazandığımız gün, taptaze yaşlanmak neymiş biz de tadacağız. Bu itibarla, Mehmet Âkif’in Balkan savaşlarıyla kurduğu irtibattan itibaren şiirimiz genç bir şiirdir. Benim gençliği başlattığım nokta burasıdır. Buradan patlayan damar modern şiirimizin ana gövdesini oluşturmuştur. Bu gövdeden kalkış yapan şairlerimiz aynı zamanda düşünce hayatımızın vazgeçilmez simalarıdır. Türk düşünce hayatının şekillenmesinde kim Âkif’i, Nâzım Hikmet’i, Necip Fazıl’ı, Sezai Karakoç’u, İsmet Özel’i görmezden gelebilir. Hatta Yahya Kemal. Çoğu meselenin bu isimler üzerinden tanımlanması ve İsmet Özel’in İkinci Yeniyi esas alarak, “şiirimiz tekrar mesele taşıma gücüne kavuştu” şeklindeki yaklaşımı ana gövdenin karakteri hakkında bize tekniklerin ötesinde bir şeyler söyler, söylemelidir. |
